Yakup SUCUOĞLU
 
Dikkat ettiniz mi  dostlarım, bir krizler silsilesidir gidiyor. Sahip çıkamadığımız değerlerin , başkalarınca sorumsuzca kullanılmasından ortaya çıkan krizler yalnız Türkiye'de olmamakta ve bu gün dünyanın her coğrafyasında yaşanmakta olduğunu görmekteyiz.

Öyle ki kadın,erkek,çocuk,yaşlı,fakir,zengin ayırt etmemeksizin çemberindeyiz bu sıkıntının.
Bu krizleri bazen sel felaketi, deprem, yangın,salgın hastalıklar bazende siyasi ve ekolojik hassasiyetler nezdinde hep beraber yaşamaktayız.

Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Her şey bir plan ve program dahilinde zuhur eder.
Bir çiftçi düşünün, bulunduğu diyarın tüm şartlarına adapte olabilecek bir plan içinde hayatını tanzim eden… Yaz gelmeden ekinini eker, sonbahar bitmeden ektiğini hasat eder. Kış şartlarının tüm engellerini hesap ederek ambarını doldurur ve hayatını kimselere muhtaç kalmaksınızın devam ettirir. Sorumluluklarının idrakinde olan bu kişi, çoluk çocuğunun ve bakmakla yükümlü olduğu unsurların düzeni ve mutluluğu için emek sarfetmiştir.

Fakat tam tersine, içinde bulunduğu zaman, ekolojik  ve tabiat şartlarını göz ününde bulundurmadan ,sorumsuzca, hareket eden ekmeyen, biçmeyen ve zahmete katlanmayan, ihtiyaçlarını kendi emeği ile değil de başkalarının üstünden devşiren ve etrafına yük olan kimse acaba hayatından tat alabilir, huzur bulabilir mi ? Devletine, toplumuna, ailesine karşı yükümlülüklerini yerine getirebilir mi ?

Kainatta her şey çifttir. Dünyevi hayatta artı eksi, doğru yanlış, acı tatlı, iniş çıkış, eksik fazla var. Her şeyin  kötü ve olumsuz yanını en asgariye indirmek elimizde daima. Kainatta her şey insanlar için yaratılmışken, hem dünyevi hem de ahretlik hayatımıza zemin hazırlamak hep bizim elimizde değil mi?  İnsanlığın, içinde var olduğu her çağda tabiatta kendisi için yaratılmış her imkanı, bulup inşa etmek gibi bir kabiliyeti, meziyeti var. Her yeni dönem bir bilimsel bulgunu açtığı yol ile şekillenmiş ve şimdiler de artık her şey bilgisayarlar ile programlanmakta, cep telefonları ile zaman ve sınırlar yakınlaşmakta.  Bu büyük nimetler tabiatta saklı elementler iken kim icat haline getirdi… Anlayan ve anlaşılmaya çalışan biz insanoğlu bencil duygularına yenik düşer de sırf kendini düşünür, başkalarının haklarını tanımaz, hak hukuk bilmez ve hep açgözlülük ederse işte o zaman krizler peyda olur ki topyekün kaybederiz.

Allah ( cc ) bu güzelim dünyayı yaratmış, içine de envai türlü nimetler bırakmış ve hepsini de varlıkların en yücesi olan insanoğlunun hizmetine sunmuştur.
Yeyin için ama israf etmeyin demiş, bulduğunuza hamdedin, şükredin
Bulamadığınızda sabredin, isyan etmeyin… diye bir de yol göstermiş bize.
İşte bu nizamnameyi takip etmez, elde ettiklerimizi hoyratça harap edersek, karşılaştığımız tüm sıkıntılar kaçınılmaz olur. Adına da kriz deriz, salgın virüs deriz, deprem deriz, doğal afet deriz…

Ekonomik krizler, orman yangınları, kuş gribi, domuz gribi, kanser, aids virüsü, keneler… aslında hep birer imtihan değil mi insanoğlu için. İçinde yaşadığımız şu zamanda hayatımızı ne kadar korku ve ürküntü dahilinde sürdürüyoruz değil mi ?  Bütün bunların müsebbibi biz insanlarız. Kişisel çıkar ve taassuplarımızdan arınmadığımız ve her nimeti dünya insanlığı için değerlendiremediğimiz sürece, bireysel kazanımlarımız daima büyük riskler altında olacaktır.
İnsanoğlu yaratılış gayesini  ve üstüne düşen vazifeleri öğrenme, içselleştirme ve yaşayarak, uygulayarak öğretmek mecburiyetindedir.

İnsanlar, kendini tanımak ve varlığının farkında olmak gibi derin bir felsefenin dahilinde nefsine karşı sorumluluğunu, yaradanına karşı sorumluluğunu, aile efradına karşı sorumluluğunu, yakın akraba ve komşularına karşı sorumluluğunu, toplumuna ve devletine karşı sorumluluğunu bilmek durumundalar.

Yüce Rabbimiz bütün bu meziyetlerlere mücehhez  olarak yaratmış çünkü kulunu.
Bilgi ve bilimin ışığında, insanoğlu,  eğitimini almalı ve elde ettiği bilgiyi tatbik etmek ülkü ve inancında olmalıdır. Doğal olarak her durumda sorumluluklarımızın gereği kadar davranır ve şu güzelim dünyada daha az sıkıntılarla yaşamımızı idame ettiririz.
Çünkü başa gelen hiçbir şey tesadüf değildir. Mutlaka bozuk ya da düzenli bir geçmişin zuhur eden arızasıdır ya da mükafatıdır.
Ne ekersen onu biçersin, tavana ne doğrarsan kaşığına o gelir misali… kendimize gelmeliyiz…


Krizler niye ki...