Türk tarihinin en değerli projelerinden birini gezdik


Günlerden Cumartesi, tarih 23 Ekim 2010 ve saat 10.15 idi. Yirmişer kişilik iki ayrı kafile şeklinde düzenlenmişti bu olağanüstü heyecanlı gezi. İlk kafile saat on'da ikinci kafile de oniki'de girecekti denizin altına. Yüzde doksanı tamamlanmış denizaltı geçidinin inşaat hali devam ediyordu. Üsküdar girişinden Sarayburnu istikametine doğru seyehat yapmak için gerekli formları doldurduk, kask ve yeleklerimizi kuşandık.

Herkeste belli belirsiz bir heyecan ve ürküntü vardı. Ama bu geziyi yapmak üzere yönetim kurulları üyeleri tastamam oradaydı. Türkiye'nin en dikkat çekici projesini daha inşaat halinde gezmek duygusu daha ağır basmıştı. Yavaş yavaş ilk adımları atıyorduk. Solumuzda muazzam bir İstanbul Boğazı görüntüsü, hemen sağ kenarımızda da inanılmaz bir şantiye çalışması var idi. En önde ben gidiyordum. Keza basın olarak orada bulunuyordum ve ERZİNCAN GAZETESİ'ni temsil ediyordum. Aşama aşama fotoğraflıyordum ekibin ilk ilerleyişini. Sohbetler tamamen aşağıda neler olup bittiğine dair merakları içeriyordu.

Dimdik ve tek kişinin hareket edebileceği şekilde konuşlandırılmış ve etrafı tel örgülerle kuşatılmış bir merdiven sistemini kullanıyorduk. Tam ikiyüz basamak indik.
Eyvaaaah, bir de bu ikiyüz basamağı geri çıkmak vardı.
Zemine tek sıra halinde indik. İki adet rehberimiz vardı. Ekibimizde ise inşaat mühendisleri, sanayiciler ve deprem bilimciler bulunuyordu. Hepsi Erzincanlı tabii. Onlar için daha çok önem arzediyordu bu gezi. Yapılan çalışmalar kendilerine bir fikir verebilirdi.

İlerleme başlamıştı denizin dibinde. Yine tek sıra halindeydik. Yer yer su ve çamur birikintileri vardı yolumu üzerinde. Paçaları sıvamıştık. Bu arada da ses kayıt cihazımı açmış tek tek ropörtaj yapıyordum. İki aşamada durduk ve teknik bilgiler aldık. Merakımızı celbeden soruları ardıardına yönlendirdik rehberlerimize. Onlar da bıkmadan usanmadan uzun uza cevaplar verdiler. Sarayburnu açıklarındaydık ve yaklaşık birbuçuk kilometre yürümüştük. Hava basıncı ve sıcaklık artmış, oksijen oranı düşmeye başlamıştı. Alınan ortak kararla geri dönüşe geçtik. Zaten zaman da doluyordu ve yukarda ikinci gurubumuz bekliyordu.

Korku ve heyecanla indiğimiz kanaldan şimdi özgüven dolu hislerle, yine aynı merdivenleri tırmanarak çıktık. Hazırlıklarını tamamlamış diğer gurup üyeleri ise merakla soru yağmuruna tutuyordu bizi. Onlar turlarına çıkarken bizler de dağılıyorduk ama herkes olağanüstü buldu bu devasa inşaatı.
Bu işin başında bir Erzincanlı olunca, daha da gururluydu herkes.

Oradan çıkışıta sevgili Mahmut Uçan ağabeyimiz ile Yenikapı'daki balık haline gittik. İstanbul Balıkçılar Federasyonu Başkanı aynı zamanda kendisi. Mükemmel bir balık ziyafeti hazırlatmıştı bize. Bütün yorgunluğumuzu orada bıraktık ve evlerimize ya da işlerimize doğru yola koyulduk.

Bu proje iki kıtayı birbirine bağlayan en değerli bir eser olma üzelliğine haiz. Oldukça enteresan bir çalışma. Bu gezi benim ve ekip arkadaşlarımız için gerçekten tarihi bir an oldu.
Bu ve bezeri eserlerin mutlaka bitirilmesi şart ve istikrarlı bir yönetim gereklidir. 28 Ekim 2013'te de buranın açılışını yapan ekibin içinde olmak istiyorum.

Aydın ÇOBANOĞLU
acobanoglu@erzincangazetesi.com.tr
teknecik1@hotmail.com