Aydın ÇOBANOĞLU
teknecik1@hotmail.com
Adını , İtalyan besteci  Verdi’nin Nabucco Operasından alan bu doğalgaz boru hattı birçok yönü ile Erzincanımızı da ilgilendiriyor. Türkiye’nin, Avrasya’nın gözbebeği olduğunun en net belgesi olan bu evrensel proje tüm yönleri  ile ülkemize ve insanımıza büyük katkılar sağlayacağı muhakkatır.

Her ne kadar tedarikçi ülkelerin birbirleri arasında ve kendi içişlerinde düzensizlikler olsa da hattın geçtiği ülke Türkiye olunca problemlerin asgariye ineceği dünya kamuoyunca benimsenmiştir.
Öyle ise ülkemiz açısından önem arzeden bu dünyanın enerji koridorunu biraz inceleyelim.
Nabucco boru hattı Ankara’da 13 Temmuz 2009 Pazartesi günü hükümetler arasında imzalanan anlaşmayla başlamıştır, Türkiye'den AB ülkelerine doğal gaz taşımak amacıyla yapılması düşünülen uzun geçişli bir boru hattı taşımacılığı projesidir. Avrupa'nın en büyük doğal gaz tedarikçisi konumundaki Rusya'dan yapılan sevkiyata alternatif olması amacıyla daha çok ABD ve AB tarafından desteklenmektedir.

2007 yılının ortalarında Rusya'nın, Orta Asya'daki, hattın büyük doğal gaz tedarikçileri olan ülkelerle (Kazakistan, Türkmenistan) büyük miktarlarda doğal gaz alım sözleşmeleri imzalayacağını duyurması ile büyük oranda sekteye uğradığı iddia edilmektedir. Bununla birlikte Alman RWE firmasının Şubat 2008'de Nabucco Şirketi'ne eşit ortak olmasıyla proje güç kazanmıştır. Hattın tam kapasitede karlı olabilmesi için gereken doğal gaz üretiminin halen İran'a uygulanan ambargo nedeniyle bu ülkeden de sağlanamayacak olması, hattın geleceğinde büyük soru işaretleri oluştursa da ABD hükümetinin projenin geleceğine olan iyimser bakışının devam ettiği bilinmektedir.

Türkiye'den başlayacak olan 3,300 km'lik bir boru hattının inşasına 2010'da başlanacağı duyurulmuştur. Proje 2002 yılında BOTAŞ (Türkiye) tarafından başlatılmıştır. Türkiye'den çıktıktan sonra terminal ülke Avusturya'ya kadar sırasıyla Bulgaristan, Romanya ve Macaristan'dan geçecek boru hattı ortakları eşit hisse ile BOTAŞ (Türkiye), Bulgargaz (Bulgaristan), Transgaz (Romanya), MOL (Macaristan), OMV (Avusturya) ve RWE (Almanya)'dir. 2020 yılında 31 milyar metreküp doğalgaz taşıyacağı varsayılan hat, aynı zamanda AB'nin Trans-Avrupa Enerji Hattı'nın bir parçası olarak öngörülmekte olup fizibilite ve mühendislik çalışmaları için AB fonlarından da faydalanılmıştır.
İlk hesaplara göre toplam maliyet 4.6 milyar Euro'dur.
Hat Erzurum'da Türkiye-İran Doğalgaz Hattı ile birleşerek, yine yapımı düşünülen Trans-Kafkas Gaz Hattı ile bağlanacaktır. Bu özellikleriyle hat, hem Orta Asya'yı, hem de Orta Doğu'yu gaz hatları olarak bağlayacak ve batı ucunda Avusturya'nın temel doğal gaz taşıyıcısı hattı olan Baumgarten an der March Hattı ile birleşecektir.
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy yönetiminin Türkiye'ye olan tutumunu cezalandırmak amacıyla Türkiye’nin Nabucco Projesinde Fransa'yı şiddetle dışlaması sonucu, Fransa, Romanya aracılığı ile dolaylı olarak projeye ucundan da olsa dahil olmuştur.

Bu proje, 2010'da başlanması durumunda 2013 yılında tamamlanacaktır. İlk yıllarında 4.5-13 milyar arasında taşınması düşünülen doğal gaz hattında, yeterli gaz sağlanması durumunda 2020 ‘de tam kapasitesine ulaşarak 25.5-31 milyar metreküpe ulaşacağı öngörülmektedir. Yani bu demek oluyor ki 10.000 kişiye istihdam imkanı yakalanacaktır.
Avrupa'nın ihtiyacını neredeyse tek başına karşılayan ve bu durumun daha uzun yıllar sürmesini garantiye almak isteyen Rusya, özellikle gelecekte Doğal Gaz'ın en büyük tedarikçileri olan Orta Asya ülkelerini, gazlarını sadece kendisine satmaları konusunda politik ve ekonomik hamlelerle sıkıştırmaktadır.
Bazen bu ülkelerin siyasi durumlarındaki belirsizlikler, ABD ve Avrupa kaynaklı müdahaleleri uzun vadede etkisiz kılmakta, yatırımcı açısından özelikle yüksek maliyetli yatırım gerektiren petrol ve doğal gaz sektörlerindeki Rus bağımlılığını kırmaya yönelik çabaları baltalamaktadır.

Kendi bölgesinde transit ülke olmaktansa, gaz üretimi olmadan gaz tedarikçisi olmak isteyen Türkiye ise kültür ve dil geçmişlerinin ortak olduğu Orta Asya ülkelerinden bu yönde güçlü destek beklemektedir. Nabucco projesinin gerçekleşmesi için mutlaka güvenilir üreticilere ihtiyaç duyulmaktadır.
15 Temmuz 2007'de Türk ve İran hükümetleri nezninde, Türkiye'nin epeydir istediği ve daha çok İran Devleti'nin güvensizliğinden kaynaklanan Türk-İran Doğal Gaz işbirliğini geciktiren süreci sone erdiren üretim anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma ile dünyada varlığı onaylanmış büyük doğal gaz sahalarının birisini işletecek olan Türkiye'ye üretiğini başka ülkelere satış hakkı da verilmektedir. İran ise neredeyse durma noktasına gelmiş doğal gaz üretimini arttırma ve teknolojisini ambargo uygulanmadan yenileme imkânı bulmaktadır. Her iki devlet açısından büyük öneme sahip bir anlaşma imzalanmıştır.
Anlaşmanın Avrupa Birliğinin geleceğinde enerji koridorlarını çeşitlendirmesi bakımından olumlu katkısı beklenmektedir.

Avrupa ve dünyanın en önemli yatırımlarından birinin ülkemiz üzerinden olması, evrensel anlamda Türk insanına ve Türkiye’ye duyulan güvenin işaretidir.
Önemli olan ise ülkemizin teknolojik, ekonomik ve siyasi istikrar anlamında bu güveni iyi değerlendirmesidir. İşte hepimize düşen görev bu. Dünyanın ulaştığı hızlı değişim sürecinde bizler de yerimizi kendimizi geliştirerek, muhakkak almalıyız.

Nabucco Projesi





       
        
       
       


         


         
       
       
       

       
       
Aydın ÇOBANOĞLU
teknecik1@hotmail.com
 

Devletler, yasalar çerçevesinde vatandaş lehinde çok hantal işleyen yapılardır. Vatandaş, hak ve hukukunu aramadıkça ve talebini takip etmedikçe kendiliğinden işleyen bir sistem değildir. Tabi bu kanaat bizim yaşamımız doğrultusunda oluşmuş bir bilgidir.

Milletler, devlet kurumlarını çalıştırıp denetleyebilme kabiliyetini, demokrasi gereği, siyasi partileri ile elde etmişlerdir. Bu sayede devlet organlarının, vatandaşın talep ve ihtiyaçlarına göre işlev görmesi, gelişen ve oluşan yaşamsal ve iktisadi şartlara daha çabuk uyum sağlaması mümkün olmuştur.

Çok partili siyasi yaşama geçtiğimizden bu yana ülkemizde sergilenen devlet millet işbirliği bir türlü istenilen seviyede iyileştirilememiş ya da imkan ve gücü elinde tutmak bencilliği güden siyasetçiler nedeni ile bu şans daima kaçırılmış veya kaçırtılmıştır.

Yakın siyasi tarihe derinlemesine bakarsak çok rahatlıkla görebiliriz çarçur edilen ve ettirilen imkanlarımızı. Vatandaştan öyle veya böyle oy alarak işbaşına gelmiş birçok yönetim hep biçare kalmış iktidarlar olmakta… Öylesine heder edilmiş ki milletin beklenti ve duyguları…araştırdıkça daha net görebiliyor insan.
Devletimiz hep, eksik gedik güçler devşirmiş millet temsilcisi partilerle karşı karşıya kalmış. Tabii bürokrasinin de işine gelen bu durum ülkemizin gelişmesine yeterince hizmet edememiş.

Menderes hükümeti ile başlayan açılım taa Özal'a kadar ihmal edile edile gelmiş. Milletin çoğunlukla yönetim oluşturmasına bir türlü sıcak bakmamış erk sahipleri…
Milliyetçi, Dinci, Sağcı, Solcu, Kominist, Ulusalcı, Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Laz, Doğulu, Batılı, Çerkez gibi teferruatlarla dövmüş durmuşlar milleti. Ya da zaman ve zemine göre birbirlerini dövdürmüşler.

Türk Milleti artık uyanık olmalı ve her gelişmeyi bir felaket ve olağanüstülük olarak algılamamalıdır. Gelişmeleri takip edip kanaatini, ortaya çıkan sebep ve sonuçlar ile oluşturmalıdır. Sahip olamadığımız veya kontrolümüz dışında faaliyet gösteren güçleri ancak itidalli davranırsak defedebiliriz.
Yedi yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi milleti temsilen TBMM'sinde. Üçüncü defa mecliste bir çoğunluk var. İki seçimdir de vatandaş bu iktidarın arkasında duruyor.

Devlet yapılanmamız ilk defa vatandaş adına bir şeyleri değiştirmeye çalışan yönetimle karşı karşıya. Devlet te vatandaşının olgunlaştığının ve bilinçlendiğinin farkında. Kendi içinde çöreklenmiş ve tortulaşmış oluşum ve alışkanlıkların bu talepler karşısında cevapkar olamadığını görüyor. Milletin temsilcisi olan iktidar partisi ile masaya oturmayı artık ar meselesi yapmamaya başladı. Bu gelişme geleceğimiz açısından çok büyük bir şans.

İktidar partisi artık bir kitle partisi değil genel bir nitelik kazanmış görünüyor. B u nedenle Adalet ve Kalkınma Partisi'nin üzerinde çok büyük sorumluluklar var. Bu sorumluluğu taraflı tarafsız herkes veriyor. Yakalanmış olan bu sinerjinin anlamını, öncelikle bu partinin ast üst tüm kademeleri iyi algılamalı ve vatandaşın nazarında hoş karşılanmayacak durumlar içinde olmamalılar. Hem yerelde hem genelde verilen hizmetlerin sürekliliğini sağlamak, değişim ve dönüşümü hem hızlandıracak hem de pekiştirecektir.

Muhalefet eden herkes öncelikle geçmiş ve gelecek kıyaslamasını iyi yapmalıdır. Mecliste varolan muhalefet kanadı temsilcilerinin, açılımla ilgili kapalı oturumu reddetmeleri millet adına kaçırılmış bir şanstır. Keza kapalı oturumlar, devletin kendisi ile ilgili konuları milletin meclisteki temsilcilerine aktardığı yegane kurumdur. Muhalefet vatandaş adına bilgilenmemiş, iktidar da devlet ile birlikte yürüttüğü çeşitli icraatların detaylarını millet adına meclisteki temsilcileri aydınlatamamış oldu, yazık… İşte burada kaçırılan ya da kaçırtılan şans, vatandaşın çeşitli konular hakkındaki zan ve olumsuz kanaatlerinin sürmesini isteyen çevrelerin ekmeğine yağ sürüyor.

Bu anlamda sürekli şüphe ve korku dolu soruları hem millet hem de meclise gönderdikleri vekillerince sürekli duymak durumunda kalıyor, moral değerlerimizi zedeliyoruz.

Türk - İslam coğrafyasının her mensubuna sesleniyorum; artık aşağılık komplolarla onurumuzla   oynatmayalım. Bu geniş coğrafyada var olan herkes bizden ve her şey bizim.' Yurtta Sulh Cihanda Sulh ' sadece bize özgün bir kişilik ve duruştur.

Bu meziyetimize zarar verecek her musibeti içimizden söküp atabilmemiz en kestirme çözümdür.


                                                                                                                                                                                      

Devlet vatandaş ilişkisi
Aydın ÇOBANOĞLU
acobanoglu@erzincangazetesi.com.tr
Yazarın önceki yazılarını okumak için tıklayınız